Çeviri Eylem / Traduction Act

Hasdal belediyesinin yaptığı katliama karşı Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi

Posted in gündem by traductionact on Kasım 15, 2009

16 Ekim sabahı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait Hasdal Geçici Hayvan Bakımevi’nde, kapalı kapılar ardında, 70′ye yakın yavru köpek, müşahede altına alınmadan, doğrudan belediye veterinerlerinin kendi yöntemleriyle (!) acımasızca öldürüldü. Köpeklerin öldürülme gerekçesi ise, kuduz şüphelisi olmalarıydı.

14 Kasım Cumartesi 2009′da Hayvan Özgürlüğü İnsiyatifi’nin çağrısıyla bir araya gelen Hayvan Hakları savunucularının oluşturduğu 60 kişilik grup katliamın yapıldığı Hasdal barınağında katliamı protesto etti.

“Devlet, insan hayvan ayırt etmez katleder” pankartı taşıyan, katledilen köpekleri simgeleyen kırmızı boyalı tişörtler giyen ve kendilerini zincirleyen eylemciler barınağa doğru yürüyüşe geçtiklerinde barınağa 50 metre kala jandarma barikatıyla karşılaştı. Jandarma barikatının önüne geçen anarşist eylemciler kendilerini zincirleyen grubun barikatının yanından geçmesini sağlamaya çalıştı. Eylemcinin direnicini gören jandarma barikatı açmak zorunda kaldı.

Kara, kara/yeşil bayraklar taşıyan ve barınak önüne geldiklerinde “Köpek mezbahasına gider” ve “Devlet, insan hayvan ayırt etmez katleder” yazan pankartları barınağın çitlerine asan eylemciler “Kuduz devlet hesap verecek!”, “Hayvan Düşmanı Katil İBB”, “Yaşasın hayvan özgürlüğü”, “İnsana, hayvana, gezegene özgürlük!”, “Toplama Kampları Kapatılsın”, “Gestapo Kadir” sloganları atarak barınağın önünde yapılan basın açıklamasının ardından katliamı simgeleyen kırmızı boyaları barınağın girişine döktüler ve katledilen köpeklerin fotoğraflarını boyanın içerisine yerleştirdiler.

Eylem bitiminde kimi eylemciler barınağın içerisine girererek yanlarında getirdikleri yiyeceklerle köpeklerin karınlarını doyururken, kimi eylemciler de barınağın içerisinde bulunduğu tesis etrafına, güvenlik kulübesine, tabelalarına ve bir iş makinasına “Katil İBB”, “Hayvanlara Özgürlük”, “Kurban mezbahasına gider” ve “Anarşi” yazılamaları yaptılar, tesisin duvarlarına ve tabelalarına boya bombaları attılar.

Eylemden görüntüler: http://picasaweb.google.com/hayvanozgurluguinisiyatifi/14KasMIBBProtestosu#

Eylemde okunan bildiri:

BASINA ve KAMUOYUNA,

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’nin yapmış olduğu soykırımı teşhir ediyoruz ve kınıyoruz.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Hasdal Geçici Hayvan Bakımevi adıyla bilinen barınakta 16 Ekim 2009 günü, 70′e yakın yavru köpeği kuduz şüphelisi olduğu gerekçesiyle öldürdü. Geçtiğimiz günlerde, aylardır kuduz karantinası altında ve devletin yasalarına göre hayvan çıkarmanın yasak olduğu Habibler bölgesinden köpek toplama emrini alan belediye ekipleri, topladıkları köpekleri Hasdal’daki barınağa getirmiş, bu köpeklerin içinden bir yavru köpek diğer yavruların bulunduğu bölüme konulmuştur. Hiçbir hastalık belirtisi göstermeyen, davranışlarında herhangi bir aykırılık olmayan bu yavru köpek, ertesi gün ölü şekilde bulunmuş, belediye görevlileri ölen köpeğin bu bölümdeki diğer yavrulardan birkaçını ısırdığını, ısırılan köpeklerin de anında (!) salya akıtmaya başladığını iddia etmiştir.”Bir günde bir canlının kudurabileceğini” iddia edecek kadar bilimsel gerçeklerden uzak bir şekilde çalışan, üstlerinden ve patronlarından aldıkları her emri toplum ve halk sağlığı menfaatini düşündükleri iddiasıyla yerine getirerek devletin daimi uşaklığını yapan, sokaklarda bin bir zorluk içinde yaşayan bu canlıların yaşamlarını kolaylaştırmak yerine onları imha etmeyi benimsemiş ve gözlerini kırpmadan bir canlıyı öldürebilen bu zihniyet, daha önce birçok kez yaptığı gibi müşahede altına almadan, hiçbir karantina tedbiri uygulamadan, 16 Ekim günü 70′e yakın yavru köpeği kuduz olabilecekleri bahanesiyle katletmiştir. Hekim olduğunu iddia eden, belediyenin müdürü Hasan Gençdal’ın ifadesine göre bu katliam, ötanazi ile değil, kendi yöntemleri ile yapılmış ve katledilen hayvanların cesetleri delil olarak kullanılmamak üzere yok edilmiştir.

Bu hayvanları, yarım asırdan fazla bir süredir hayvanların öldürülmesi için uygulanan, cinayetleri meşrulaştıran 3285 sayılı Hayvan Sağlığı Zabıtası Kanunu ile Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker öldürdü; tamamı hayvanların aleyhinde olan devletin yasalarını destekleyen, kraldan çok kralcı hayvansever grup ve dernekler öldürdü.

Bu hayvanları, katliamların yasal dayanağı olan sözünü ettiğimiz kanunu eksiksiz uygulamakta kararlı olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş ve Veteriner İşleri Müdürü Hasan Gençdal öldürdü.

Bu hayvanları, yıllardır uydurma raporlar tanzim ederek katliamları meşrulaştıran Pendik Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü’nün müdürü Muhammet Aksın öldürdü.
Bu hayvanları, kendi devletinin yasasını bile bile karantina bölgesinden hayvan toplatan, kendilerine hekim diyen, barınağın sorumluları, Veteriner İşleri Müdür Yardımcısı Recep Zafer ve Ahmet Bölükbaşı öldürdü.

Bu hayvanları, insan-merkezli yaşam biçimimiz öldürdü. Çünkü, biz insan olarak, diğer canlılardan ayrı ve üstün bir varlık olduğumuzu varsayarak, kendi yaşamımızı tehdit edecek en ufak bir şüphe uğruna, gözümüz kırpmadan yüzlerce, binlerce canlıyı öldürebilir, soykırım yapabiliriz.
Bu hayvanları devlet öldürdü.

Devletin, belediyelerin genel bir politikası olarak sokak hayvanları, insan sağlığı ve rahatlığı için yollardan toplanıyor; götürüldükeri yerlerde işkencelere maruz kalıyorlar.

Zaten devletin bu canlıları yaşatmak gibi bir derdinin olmadığını , barınağın metan gazı toplama bölgesinin içinde ve yüksek gerilim hattının altına kurulmasından anlıyoruz.

Ayrıca, barınak teşhis ve tedaviye yönelik hiçbir cihaz ve donanıma sahip değildir; ayrıca belediyenin hekimleri de gerekli bilgi ve birikimden yoksundur.

Bizlerle birlikte sokaklarda yaşayan, devletin acımasız tehdit ve müdahalelerini bizlerden daha çok, her dakika enselerinde hisseden hayvanlar, devletin paralı uşakları tarafından İstanbul’un çeşitli bölgelerinden uyuşturucu tüfek ve boyun kancalarıyla toplanarak barınaklara naklediliyor. Bu nakliyat esnasında yolda yüksek dozda uyuşturucuya dayanamayan köpekler kapalı kamyon kasalarında can çekişerek ölüyor. Hayatta kalanlar da sokaklarda daha fazla üreyemesinler diye belediyenin kasapları tarafından kısırlaştırılıyor, üreme organlarını kaybeden bu hayvanlar ameliyattan hemen sonra karga tulumba taşınarak ıslak, buz kesmiş zeminin üstüne, bir çuval gibi fırlatılıyor, idrar ve dışkı ile kaplı fayansların üstünde saatlerce anesteziden çıkmak için debeleniyor, hatta kimisi anesteziden çıkamıyor bile, oracıkta can veriyor. Ameliyattan sonra yaşamayı beceren hayvanların ameliyat yaraları enfekte oluyor, dikişleri patlıyor, açılan dikişlerden bağırsakları dışarıya dökülüyor. Tüm bunlara rağmen yaşamakta direnen hayvanlara gelince… Devlet tarafından, halk ve çevre sağlığını tehdit ettikleri iddiasıyla bu hayvanlar, tıka basa dolu barınaklarda aç – susuz kalıyor ve birçok hastalık kapıyor, açlıktan ölmeleri için şehrin en ücra köşelerine, dağlık ve ormanlık alanlara sürgüne gönderiliyor, eski sokaklarına geri dönmek için ya da karnını doyurmak için yola çıktıklarında ise çoğu eziliyor. Bu sürgün yerlerinde nadiren sağ kalan hayvanlar da zehirlenerek ya da ateşli silahla vurularak öldürülüyor. Kısacası hayvanların sokaklardan arındırılması için insanüstü bir gayretle çalışılıyor. Cinayeti meşrulaştıran yasalar uygulanıyor, katliam emirleri yerine getiriliyor, kısacası hayvanlar barınakta, sokakta, her yerde öldürülüyor! Bunları yapanların hayvanları öldürmeleri için bir “şüphe” yetiyor, ne de olsa şüphelendikleri anda istedikleri kadar canlıyı öldürebilecek devletin ve insan-merkezciliğin sonsuz gücüne ve yetkisine sahipler. Tahakkümleri de her gün “kendinden farklı” olana yapılan her şeyi meşru gören zihniyetle desteklenip pekiştiriliyor.

İstanbul sokaklarında yaşamlarını sürdürmeye çalışan canlılara yönelik hak ihlallerinin artacağını düşünüyoruz. 2010 İstanbul Kültür Başkenti projesi kapsamında şehrin kendi tanımlarıyla “temizlenmesi”, turizm için süslenip tüketime hazır hale getirilmesi amacıyla sokakta yaşayan hayvanlar toplanacak, çoğu kaybedilecek ve öldürülecek. Her zaman minareyi kılıfına uydurup kollarını sıvayan devlet, tüm bu katliamlara dayanak olması için yine kendi eliyle her semtte pıtrak gibi kuduz vakaları yaratacak.

2007 yılında Bandırma’da 280 köpeğin aynı gerekçeyle bir gecede katledilmesinin ardından bu barınaktaki hayvanların boğazlanması ve o günden bugüne yaratılan sahte kuduz vakalarından anlaşılıyor ki devlet, bu planlı cinayetlere devam edecek.

Bu cinayetleri engellemek için devletin tamamen canlıların üzerinden elini çekmesini, varlığının ispatı için canlılara uyguladığı tahakküme son vermesini, mevzuatta varolan hayvan aleyhindeki tüm maddelerin kaldırılmasını, katliam araç-gereçleriyle donatılmış, çıkardığı modernleşme (!) yasalarına rağmen, halen varolan itlaf ekiplerini ve veteriner işleri müdürlüklerini lağvetmesini, her gün yüzlerce hayvanın ölmesine neden olan, sokaklardan ve bizlerden kopardıkları hayvanların yaşamsal ihtiyaçlarını dahi karşılamaktan aciz, devlete ait barınak ve bakım merkezlerini derhal bizlere teslim etmesini istiyoruz.

HAYVAN ÖZGÜRLÜĞÜ İNİSİYATİFİ
İletişim: hayvanozgurluguinisiyatifi@gmail.com

Şununla etiketlendi:

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.